Günümüzde “estetik” denilince akla genellikle güzelleşme, kendini yenileme veya küçük dokunuşlarla dış görünümü iyileştirme gelir. Elbette estetik cerrahi ya da medikal estetik uygulamaları, bir noktaya kadar kişilerin kendilerini daha mutlu ve özgüvenli hissetmelerine yardımcı olabilir. Peki, ne zaman “sağlıklı bir değişim isteği” yerini “takıntılı bir bağımlılığa” bırakır? İşte bu sorunun yanıtı, “estetik bağımlılığı” kavramını karşımıza çıkarır. Estetik bağımlılığı, dış görünüşü değiştirme arzusunun kontrolden çıkarak ruhsal ve fiziksel sağlığı olumsuz etkileyen, tekrarlayıcı bir dürtü haline gelmesidir. Ne değildir sorusuna ise: Birkaç ufak dokunuş yaptırmak, kendini daha iyi hissetmek için makul ölçülerde cerrahi veya medikal müdahaleler talep etmek tek başına bağımlılık değildir. Asıl mesele, bu müdahalelerin gerçekçi beklentilerle, duygusal sağlığı ve beden bütünlüğünü gözeterek yapılıp yapılmadığıdır.
Estetik Cerrahi Bağımlılığı Nedir?
Estetik cerrahi bağımlılığı, kişinin fiziksel görünümünde yaptığı değişikliklerden hiçbir zaman tam olarak tatmin olmaması ve sürekli daha fazlasını istemesiyle tanımlanan bir davranışsal bağımlılıktır. Buradaki temel unsur, kişinin ruh sağlığındaki derin memnuniyetsizlik veya kaygıyı, dış görünüş üzerinden “onarmaya” çalışma çabasıdır. Bu durum bazen öylesine yoğun yaşanır ki kişiler peş peşe operasyonlar geçirir, farklı doktorlara görünür ve hatta kimi zaman bir cerrah “Artık yeter, daha fazla işlem yapmayalım” dediğinde başka bir uzmana geçiş yaparlar.
Bu bağımlılık davranışı, çoğunlukla Body Dysmorphic Disorder (Vücut Disformik Bozukluğu, kısaca BDD) ile yakından ilişkilidir. Kişi, bedenindeki ufak bir detayı bile büyük bir kusur gibi algılayabilir ve bu kusuru cerrahi veya medikal yöntemlerle “düzeltmezse” rahat edemeyeceğine inanır. Ancak tekrarlayan müdahalelere rağmen, kişi çoğu zaman hayalindeki “kusursuz” görünüme ulaşamaz; çünkü temel sorun aslında aynaya yansıyan görüntüdeki küçük hatalar değil beynin bu hataları algılama ve yorumlama biçimidir.
Estetik cerrahi bağımlılığı, tıpkı diğer bağımlılıklar gibi (örneğin madde veya alkol bağımlılığı) “duramama” ve “devam etme dürtüsü” etrafında şekillenir. İlk operasyon beklenen mutluluğu getirmeyince, kişi daha agresif ya da farklı bir işlemle istediği sonucu yakalayacağını düşünür. Sonraki işlemler de yine hayal kırıklığı yarattığında kısır döngü sürüp gider. Bu döngü, bazen ciddi ruhsal çöküntülere ve toplumsal yaşantıda sorunlara (iş hayatında verimsizlik, sosyal çevreden uzaklaşma, finansal zorluklar gibi) yol açabilir.
Gündelik hayattan bir örnek vermek gerekirse; en sevdiğiniz kıyafetinizi yıkarken üzerine yanlışlıkla çamaşır suyu döktüğünüzü düşünün. Kıyafeti kurtarmaya çalışmak adına farklı yöntemlere başvurur, bazen onarmaya kalkarsınız. Ancak sonuç istediğiniz gibi olmadıkça sürekli yeni “yamalara” başvurur ve sonunda kıyafet tanınmaz hale gelir. Estetik cerrahi bağımlılığı da benzer şekilde sorunu tamamen bitirmeye yönelik iyileştirme çabasının gitgide daha büyük bir açmaza dönüşmesiyle karakterizedir.
Estetik Cerrahi Bağımlılığının Belirtileri Nelerdir?
Bir kişinin estetik cerrahi bağımlısı olarak nitelendirilebilmesi için, öncelikle belirli davranış ve düşünce örüntülerine bakmak gerekir. Elbette tek bir belirtiyi görmek, o kişinin bağımlı olduğu anlamına gelmez. Ancak birkaç sinyal bir arada ve kronik biçimde seyrediyorsa, bir uzmana danışmak önemlidir.
Sürekli Yetersizlik ve Memnuniyetsizlik Hissi
Kişi, hangi ameliyatı veya medikal işlemi yaptırırsa yaptırsın, sonuçtan tatmin olmaz. Başkaları “Gayet güzel görünüyorsun” dese bile iç dünyasında sürekli bir huzursuzluk ve yetersizlik duygusu devam eder. Bu durum uyumsuz bir bedensel algıya işaret edebilir.
Tekrarlayan Müdahaleler ve Hızlı Zaman Aralıkları
Normal koşullarda insanlar, bir operasyon geçirdikten sonra uzun bir dinlenme ve iyileşme sürecine ihtiyaç duyarlar. Oysa bağımlılık söz konusu olduğunda, iyileşme süreci henüz tamamlanmadan yeni bir operasyon planlaması yapılabilir. Bu hızlı döngü, psikolojik doyumdan çok “acil tatmin arayışını” gösterir.
Farklı Doktorlara Başvurma ve Prosedürleri Gizleme
Bir cerrah etik veya tıbbi sebeplerle operasyonu uygun görmediğinde, kişi başka uzmana geçerek istediği işlemi elde etmeye çalışabilir. Burada dikkati çeken unsur, tüm önceki ameliyatlarını saklamak veya küçük göstermek gibi davranışlardır. Çünkü estetik cerrahların çoğu, hasta güvenliği ve etik standartlar gereği “gereksiz müdahalelerden” kaçınmayı öncelik sayar.
Maddi ve Sosyal Hayatta Aşırı Zorluklar
Estetik bağımlıları, işlemler için yüklü miktarda para harcayabilir. Borçlanma, kredi çekme, hatta bunun için başka harcamalardan kısma gibi finansal problemler yaşayabilirler. Aynı zamanda yüz ve bedenle ilgili takıntıları yüzünden sosyal ortamlardan çekinme, iş performansının düşmesi veya ilişkilerin bozulması da sıkça gözlemlenir.
Psikolojik Belirtiler: Kaygı, Depresyon ve Agresyon
Kişinin istediği operasyonu olamadığında veya beklediği sonuçtan uzak kaldığında şiddetli kaygı, üzüntü, hatta öfke atakları yaşaması da sık rastlanan bir tablodur. Operasyon isteğinin engellenmesi, “varoluşsal bir tehdit” gibi algılanabilir ve kişi buna çok yoğun duygusal tepkiler verebilir.
Gerçekçi Olmayan Beklentiler
“Bu ameliyatı olursam tüm sorunlarım bitecek”, “Yüzümdeki bu kırışıklıklar gittiğinde insanların bana bakışı tamamen değişecek” gibi düşünceler, bir uyarı işareti olabilir. Çünkü fiziksel görünümü değiştirmek, derin psikolojik veya sosyal problemleri tek başına çözmez; gerçekçi beklentilerle hareket edilmiyorsa hayal kırıklığı kaçınılmazdır.
Vücut Disformik Bozukluğu Bu Bağımlılıkla İlgili midir?
Vücut Disformik Bozukluğu (Body Dysmorphic Disorder, kısaca BDD), kişinin fiziksel görünümünde mevcut olan veya olmayan bir kusura takıntılı biçimde odaklanmasıyla karakterize bir ruhsal bozukluktur. Bu bozuklukla yaşayan bireyler, kendilerince “kusurlu” gördükleri bedensel bir özelliği sürekli gözlemleyebilir, bu konuda yoğun bir kaygı duyabilir ve “kusuru” gizlemek veya düzeltmek için çeşitli ekstrem yollara başvurabilir.
BDD’nin estetik bağımlılığıyla ilişkisi oldukça yakındır. Çünkü BDD’si olan kişiler, küçük bir cilt lekesini devasa bir kusur, hafif bir burun eğriliğini ciddi bir yüz deformitesi gibi algılayabilir. Sonuç olarak bu algı hatası onlarda yoğun bir “kendini beğenmeme” hissi yaratır ve tekrarlayan estetik müdahaleleri zorunlu görmelerine neden olur. Ancak ameliyatlar veya estetik işlemler genellikle gerçek tatmini getirmez; zira sorun, bedendeki kusurdan ziyade algıda ve düşünce yapısındadır.
BDD ile estetik bağımlılığını birbirine bağlayan temel noktalar şunlardır:
Algısal Bozukluk: Normal veya ihmal edilebilir düzeydeki bir fiziksel özelliği bile “felaketleştirme”.
Düşünce Tekrarlayıcılığı: Aynı bölgeyle ilgili sürekli endişelenme, ayna karşısında saatlerce inceleme, bazen de aynadan kaçınma.
Tekrarlayan Müdahale İsteği: Gerek cerrahi gerek diğer yollarla bu “kusur”u ortadan kaldırma çabası.
Memnuniyetsizlik Döngüsü: Yeni bir işlemden sonra kısa bir rahatlama olsa da hızla başka bir kusura veya aynı kusurun devam eden görünümüne takılma.
Örneğin burnunda hafif bir kemer olan biri, çevresindeki hemen herkesin sadece o kemeri gördüğüne ve o kemerin kendisini “çirkin” veya “yetersiz” kıldığına inanabilir. Bu kişi, bir ya da birkaç burun ameliyatı geçirdikten sonra dahi istediği sonuca ulaşamaz, çünkü zihnindeki “mükemmeliyet çıtası” aslında hiçbir zaman tatmin olmayacak kadar yüksektir. Dolayısıyla BDD, estetik bağımlılığının hem potansiyel tetikleyicisi hem de en önemli yoldaşlarından biri olarak kabul edilir.
Bazı araştırmalar, estetik cerrahi hastalarının belirli bir yüzdesinde BDD belirtilerine rastlandığını gösterir. Ancak elbette her estetik cerrahi hastasında BDD vardır demek de doğru olmaz. Burada önemli olan kişinin operasyon talebinin ardında nasıl bir motivasyon yattığının anlaşılması ve gerektiğinde ruh sağlığı desteği alabilmesidir.
Toplumsal Baskı, Estetik Bağımlılıkta Ne Rol Oynar?
Toplum, özellikle de medya, güzellik algısını şekillendirmede güçlü bir etkiye sahiptir. Reklamlar, filmler, sosyal medya platformları ve hatta geleneksel yayın organları, çoğu zaman mükemmel ve kusursuz bir beden imajını öne çıkarır. Bu durum zaten görünüşüyle ilgili endişeler taşıyan kişileri tetikleyebilir. “Toplumun kabul edeceği beden böyle olmalı” şeklindeki mesajlar, öz değerini dış görüntüyle ilişkilendiren bireylerin üzerinde ciddi bir baskı yaratır.
Özellikle sosyal medya, filtrelenmiş veya fotoşoplu görsellerle doludur. Kişi, ekranında gördüğü o “pürüzsüz” yüzleri ve “ideal” vücutları kendisiyle kıyasladığında, gerçeklik algısı bozulabilir. Halbuki çoğu influencer veya ünlü, paylaştıkları fotoğraflarda doğal olmayan ışıklar, açılar ve düzenlemeler kullanır. Fakat bu gerçeğin farkında olmayan ya da unutmaya meyilli olan bireyler, sürekli kendi beden kusurlarını öne çıkarır ve “onlar gibi olmalıyım” düşüncesiyle estetik işlemlere yönelir.
Güzellik Standartlarının Tarihsel Değişimi: Bir dönem dolgun vücut hatları makbul kabul edilirken, başka bir dönem aşırı zayıflık yüceltilmiştir. Bu standartlar toplumdan topluma da değişiklik gösterir. Örneğin bazı Asya ülkelerinde çok daha farklı bir güzellik ideali (büyük gözler, beyaz ten vb.) benimsenirken, Batı’da başka özellikler ön plana çıkar.
Cinsiyet Rolleri: Uzun yıllar boyunca estetik cerrahi daha çok kadınlarla ilişkilendirildi; zira toplumsal baskı kadınların dış görünüşü üzerinde çok daha ağır hissediliyordu. Ancak son yıllarda erkekler de benzer bir baskıyı yoğun şekilde yaşıyor ve estetik işlemlere daha fazla ilgi gösteriyor. Bu da “erkek de güzelleşme ister mi?” gibi eski sorgulamaları aşarak, toplumun her kesiminden bireyi estetik pazarına çekiyor.
Ekonomik ve Kültürel Faktörler: Bazı bölgelerde estetik cerrahi “statü sembolü” olarak görülür. Kişi, “Estetik yaptırabilecek gücüm var” diyerek bir anlamda sosyal sınıf işareti sunar. Ayrıca düğün, mezuniyet gibi özel günlerde de estetik işlemlerin hediye olarak sunulması veya rutinleşmesi söz konusu olabilir.
Tüm bu toplumsal baskılar, zaten kırılgan bir benlik algısına sahip insanlarda “Ben de yaptırmalıyım, yoksa değerli görünmem” düşüncesini besler. Böylece bağımlılık potansiyeline sahip kişilerin müdahale arzusunu körükler. Kısacası toplum ve medya, estetik bağımlılığı için adeta “yükseltici faktör” olarak hizmet edebilir.
Bu Takıntının Arkasında Psikolojik Tetikleyiciler Var mı?
Pek çok estetik bağımlılığı vakasında, altta yatan veya eşlik eden psikolojik tetikleyiciler bulunmaktadır. Bu tetikleyiciler, kişinin sıklıkla çocukluktan veya gençlik döneminden itibaren yaşadığı deneyimlerden beslenir. Örneğin küçüklüğünden beri dış görünüşü nedeniyle dalga geçilen veya eleştirilen bir kişi, yetişkinlikte dış görünüşü düzelterek tüm o yaşanmış yaraların kapatılacağını sanabilir.
Bazı insanlar, diğerlerinden daha kaygılı veya hassas bir kişilik yapısına sahiptir. Bu kişiler, beden algısı konusunda da aşırı endişeli olabilirler. Ufak bir kusur, başkalarından farklı bir şekilde algılanabileceği düşüncesi onlarda büyük kaygı yaratır. Bu kaygıyı azaltmanın yolu, defalarca ameliyat olmaktan geçiyormuş gibi hissedebilirler.
Sosyal ortamlarda yaşanan travmatik olaylar, taciz, zorbalık veya duygusal ihmal, bireylerin kendilerini yetersiz ve değersiz hissetmelerine yol açabilir. Bu duygular, estetik müdahalenin “yeni bir başlangıç” sağlayacağı umudunu tetikler. Kişi, bedenini değiştirerek geçmişin izlerinden kurtulabileceğine inanır.
Bazı kişiler, sadece fiziksel görünümde değil hayatın her alanında mükemmeli ararlar. Bu içsel dürtü, estetik uygulamalarda da ortaya çıkar. “Burnumun ucu biraz daha kalkık olmalı, göz kapağım biraz daha simetrik görünmeli” gibi bitmek bilmeyen talepler, bir türlü doyuma ulaşamayan mükemmeliyetçilikten kaynaklanır.
Beyin, estetik operasyon veya girişim sonrası beğeni veya iltifat aldığında dopamin salgılar. Bu haz ve ödül hissi yaratır. Ancak etkisi geçici olabilir. Tıpkı aşırı alışveriş ya da kumar oynama bağımlılığında olduğu gibi, kişi bu duyguyu tekrar yaşamak için yeni operasyonların peşine düşebilir.
Bazı insanlar için beden, kontrol edebildikleri tek alana dönüşür. İş veya aile hayatında kontrolün kaybedildiğini hissetmek, kişiyi bedeni üzerinden egemenlik kurmaya iter. “Hiç değilse bedenimi istediğim şekle sokabilirim” düşüncesi, tekrarlayan estetik müdahalelerle doruğa ulaşır.
Gerçekçi Olmayan Beklentiler Ameliyat Bağımlılığını Nasıl Besler?
Estetik cerrahi veya medikal estetik uygulamalarından mucize beklemek, hayal kırıklığının en önemli sebeplerinden biridir. Zira her ameliyatın ve işlemin belli sınırları, riskleri ve başarısızlık ihtimali vardır. Ancak kişi bu sınırları bilmez veya dikkate almazsa “Mucizevi bir dönüşüm” hayaliyle girişilen müdahaleler kısa sürede doyuma ulaşmayan arayışlara dönüşür.
“Hayatım Tamamen Değişecek” Yanılgısı: Burnunu düzelttiren veya yüzündeki kırışıklıkları yok ettiren bir kişinin, hayatındaki ilişki sorunlarının veya mesleki zorluklarının da çözüme kavuşacağına dair inanç, çok yaygındır. Gerçekte ise estetik müdahale kişinin benlik algısında geçici bir rahatlama sağlar; ancak yaşamın diğer alanlarında köklü dönüşüm garantisi vermez.
Aşırı Fotoğraf Filtreleri ve Misleading Öncesi-Sonrası Görseller: Bazı reklamlar veya sosyal medya paylaşımları, operasyonun sonuçlarını abartılı biçimde sunar. Bu durum kişinin “Ben de aynı şekilde harika görüneceğim” fikrine kapılmasına yol açar. Gerçekte ise kişisel farklılıklar, doku özellikleri, ameliyatın tekniği ve iyileşme sürecine verilen bireysel yanıt gibi çok sayıda faktör sonucu etkiler.
Sürekli Karşılaştırma: Arkadaşının dudak dolgusu yaptırdığını ve çok güzel olduğunu gören biri, kendinde de aynı sonucun ortaya çıkacağını varsayabilir. Oysa herkesin yüz yapısı, cilt kalınlığı, genetik özellikleri farklıdır. Dolayısıyla birinde “mükemmel” görünen değişiklik, başkasında aynı etkiyi yaratmayabilir.
Operasyon Bağımlılığını Pekiştiren Memnuniyetsizlik: Kişi, ameliyat sonrası dilediği “wow etkisini” yakalayamazsa, “Belki başka bir işlemi de eklemeliyim” ya da “Daha radikal bir yaklaşım denemeliyim” şeklinde düşünür. Bu ikinci veya üçüncü operasyonların sonucunda da istediği mükemmelliğe ulaşamayınca kısır döngü devam eder.
Tekrarlayan Estetik İşlemlerin Riskleri Nelerdir?
Estetik cerrahi bağımlılığı, yalnızca psikolojik ya da sosyal anlamda değil doğrudan fiziksel sağlığı da tehdit edebilen bir durumdur. Çünkü her cerrahi işlem, beraberinde belirli oranda risk getirir ve bu riskler tekrarlandıkça artma eğilimi gösterir.
Enfeksiyon ve Yara İyileşme Sorunları
Bir ameliyat ne kadar sık gerçekleştirilirse, dokular o kadar çok travmaya uğrar. Tekrarlayan müdahaleler, vücudun iyileşme kapasitesini zorlayabilir. Ciltte hassaslaşma, kalıcı izler ve iyileşmeyen yaralar ortaya çıkabilir. Bazı hastalar, aşırı doku kaybı veya deformasyon yaşayabilir.
Anesteziye Bağlı Komplikasyonlar
Cerrahi işlemler sırasında anestezi almak ciddi bir risktir. Her ek operasyon anesteziye bağlı komplikasyon yaşama olasılığını artırır. Kalp problemleri, solunum sıkıntıları hatta nadir de olsa anesteziyle ilişkili ciddi reaksiyonlar söz konusu olabilir.
Vücut Oranlarının Bozulması
Özellikle liposuction, meme büyütme veya küçültme gibi işlemler tekrarlandığında vücut orantısız görünebilir veya dokular öngörülemeyen şekilde şekil alabilir. Bir bölgeyi düzeltmeye çalışırken başka bir bölgede deformasyon yaşanması sık rastlanan durumlardandır.
Maddi ve Psikolojik Yük
Sürekli cerrahi işlem geçirmek, yalnızca bedeni değil cüzdanı da yıpratır. Hastanede kalma, ilaçlar ve işlem maliyetleri birikebilir. Kişi, hem borçlanabilir hem de psikolojik olarak her seferinde “Acaba bu sefer olacak mı?” kaygısına sürüklenir. Ameliyat sonrası dönemde hayal kırıklıkları veya beklenmeyen sonuçlar, depresyonu tetikleyebilir.
Geri Dönüşü Olmayan Estetik Hasarlar
Çok sayıda operasyon bazen geri döndürülemeyen izler, asimetri ya da dokularda kalıcı hasarlar bırakabilir. Örneğin yüz germe operasyonları tekrarlandıkça cilt çok gerilir, mimiklerde kayıp veya yüzde “donuk” bir ifade oluşabilir.
Cerrahların Yanlış Yönlendirmeleri veya Etik Olmayan Tutumlar
Tıp etiğine sıkı sıkıya bağlı olmayan bazı kişiler, hastanın gerçek ihtiyacını göz ardı edip, fazla sayıda ameliyatı onaylayabilir. Bu bağımlılık yaşayan kişiyi daha da derine çeker. Cerrahın, “Her isteneni yaparım” yaklaşımı, özellikle psikolojik altyapıdaki sorunları göz ardı ettiği için büyük risk taşır.
Terapi Estetik Cerrahi Bağımlılığını Yenmeye Yardımcı Olabilir mi?
Estetik cerrahi bağımlılığı, her ne kadar dış görünüş merkezli gibi görünse de temelde psikolojik ve duygusal boyutları ağır basan bir problemdir. Dolayısıyla terapi yöntemleri, özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), bu alanda oldukça etkilidir. BDT, kişinin düşünce kalıplarını ve davranış örüntülerini inceleyip değiştirmeyi hedefler. “Burnum yamuk olduğu için kimse beni sevmeyecek” şeklindeki olumsuz ve gerçek dışı inançlar, terapi sürecinde daha sağlıklı düşünceyle yer değiştirebilir.
Kişinin Duygusal Kökenlerini Keşfetmek: Bazı danışanlar, estetik bağımlılığıyla ilgili tedaviye başlarken bu durumun ardındaki duygusal boşluklardan habersiz olabilir. Terapi, özellikle geçmiş travmaları, özgüven kayıplarını ve mükemmeliyetçi yaklaşımları fark etme fırsatı sunar.
Başa Çıkma Stratejilerini Geliştirmek: Estetik operasyonu bir “ilaç” gibi kullanan kişiler, yaşadıkları kaygı ve depresyonu ancak bu şekilde geçiştirebildiklerini düşünürler. Terapi, onların sağlıklı başa çıkma stratejileri edinmesini sağlar. Örneğin kaygıyı azaltmak için meditasyon, nefes egzersizleri veya destek gruplarına katılmak gibi alternatif yöntemler öğrenilebilir.
Destek Grupları ve Diğer Terapiler: BDT’nin yanı sıra Diyalektik Davranış Terapisi (DDT) gibi yöntemler de duygu düzenlemesinde etkilidir. Ayrıca benzer sorunu yaşayan kişilerin buluştuğu destek grupları, “Yalnız değilim” duygusunu pekiştirir ve suçluluk veya utanç duygularını azaltır.
İlaç Tedavisi: Bazı vakalarda, özellikle BDD veya ağır depresyon gibi eşlik eden hastalıklar varsa, psikiyatrist tarafından antidepresan veya anksiyolitik tedavi de önerilebilir. Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri (SSRI) grubu ilaçlar, obsesif düşünceleri azaltmaya yardımcı olabilir.
Vücut Disformik Bozukluğu için Kesin Çözüm Var mı?
Vücut Disformik Bozukluğu (BDD), kronik bir ruhsal bozukluk olarak tanımlanır. Tamamen yok olmasını sağlayacak mucizevi bir ilaç veya prosedür şu an için bulunmamaktadır. Ancak bu BDD’nin tedavi edilemez olduğu anlamına gelmez. Pek çok kişi, doğru tedavi yöntemleriyle semptomlarını büyük ölçüde kontrol altına alabilir ve yaşam kalitelerini artırabilir.
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): BDD tedavisinin temel taşlarından biridir. Özellikle beden algısı üzerinde yoğunlaşan özel terapi protokolleri, kişinin algısını daha gerçekçi bir zemine çekmeyi hedefler. Ayna karşısında geçirilen süreyi sınırlamak, olumsuz düşünce kalıplarını sorgulamak gibi teknikler, BDD belirtilerini hafifletebilir.
İlaç Tedavisi: Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri (SSRI) ailesinden antidepresanlar, BDD’nin obsesif-kompulsif tarafını yatıştırmada etkili olabilir. Kişinin beyin kimyasındaki dengesizlikleri düzenleyerek, aşırı takıntılı düşünce döngüsünü kırmaya yardımcı olur.
Destek Grupları ve Aile Desteği: BDD’si olan kişiler, çoğu zaman çevrelerine açılmaktan çekinir. Ancak destek gruplarına veya aile terapisine katılmak, izolasyon hissini azaltır. Yakın çevrenin anlayışı ve desteği, kişinin tedaviye devam etmesi ve motivasyonunu koruması açısından çok değerlidir.
Cerrahi Müdahaleden Kaçınma: BDD hastaları sıklıkla estetik operasyonlara yönelir. Ancak uzman görüşü çoğunlukla “Ameliyat çözüm değil hatta durumu kötüleştirebilir” şeklindedir. Nitekim BDD, gerçek bir bedensel kusurdan ziyade zihinsel bir algı bozukluğu olduğu için, ameliyat genellikle memnuniyetsizliği ortadan kaldırmaz; hatta yeni kaygılara yol açar.
Kendini Geliştirme ile Bağımlılık Nasıl Ayrılır?
Bir kişi ayna karşısında durup “Burnum biraz daha düzgün olsa, kendimi daha iyi hissederdim” diye düşünüyorsa ve bu istek onu mutlu edecek mantıklı bir değişimin parçasıysa, bu durumu hemen bağımlılık olarak damgalamak haksızlık olur. Kendini geliştirme, kişinin bir veya birkaç konuda daha iyiye ulaşma, daha sağlıklı hissetme veya özgüven kazanma amacı taşıdığı bir süreçtir. Burada hedef, gerçekçi beklentilerle sınırlı bir müdahale veya yaşam tarzı değişikliğidir.
Motivasyon: Kendini geliştirmede temel motivasyon, kişinin genel iyilik halini artırmaktır. Estetik bağımlılığında ise motivasyon, doyumsuz bir “daha güzel, daha ince, daha genç” döngüsüne dayanır. Kişi, hangi noktada duracağını veya tatmin olacağını kestiremez.
Gerçekçi Beklentiler ve Sınırlar: Örneğin “Göz kapağı düşüklüğü beni yorgun gösteriyordu, ameliyat oldum ve şimdi daha ferah hissediyorum” diyen biri, kendini geliştirmeyi seçmiş olabilir. Ancak “Göz kapağımı düzelttirdim, şimdi de burnumu mutlaka düzeltmeliyim, o da yetmez, kaşlarımın şekli çok kötü…” diyen bir düşünce dizisi, bağımlılık yoluna sapabileceğinin sinyalini verir.
Duygusal İstikrar: Kendini geliştirme yolunda olan birey, küçük pürüzlere veya beklenmedik sonuçlara daha sağlıklı tepkiler verir. Bağımlılık eğilimi gösteren kişi ise ameliyatta küçük bir aksilik çıksa veya hayalindeki sonuç ortaya çıkmasa, yoğun bir öfke veya umutsuzluk yaşayabilir ve hemen başka bir plan arayışına girer.
Dış Onay İhtiyacı: Bağımlılık durumunda kişi, sürekli başkalarının onayını arar. Çünkü içsel özdeğer duygusu zayıftır. Kendini geliştirme niyetiyle bir işlem yaptıran kişi ise “Asıl önemli olan benim kendimi iyi hissetmem” diyerek daha özerk bir tavır sergiler.
Zaman ve Maddi Kaynak Yönetimi: Makul ölçülerde estetik işlem veya kendini iyileştirme çalışmaları, kişinin bütçesini veya zamanını tümüyle tüketmez. Estetik bağımlısı olan kişiler, finansal kaynaklarını ölçüsüzce harcayabilir, aile ve sosyal yaşamlarını ihmal ederek sürekli yeni işlem planları yapabilir.
Bu iki uç arasında ince bir çizgi vardır ve bazen kişinin kendisi de nerede durması gerektiğini bilemez. Burada cerrahların ve ruh sağlığı profesyonellerinin rolü devreye girer. Sağlıklı bir süreçte hekimler hastanın beklentilerini değerlendirip gerçekçi bir çerçeve çizerler ve olası psikolojik riskleri gözlemlerler. Eğer bir kişide bağımlılık sinyalleri görülüyorsa, müdahale öncesinde psikolojik desteğe yönlendirmek en doğru adımdır.
Cerrahların Ahlaki Sorumlulukları Nelerdir?
Estetik cerrahi alanında çalışan hekimlerin, hastanın yalnızca fiziksel ihtiyaçlarını değil ruhsal bütünlüğünü de gözeten bir yaklaşım benimsemesi gerekir. Meslek örgütleri ve uluslararası kılavuzlar, cerrahlara önemli etik sorumluluklar yükler:
Her hasta, ameliyat için uygun aday olmayabilir. Bir kişinin estetik işlem talebi, ruhsal bir sorunun yansıması ise öncelikle psikolojik değerlendirme önerilmelidir. Vücut dismorfik bozukluğu veya estetik bağımlılık şüphesi varsa cerrah, ameliyatı reddetmek ya da ertelemek hakkına ve sorumluluğuna sahiptir.
Hastaya, planlanan prosedürün riskleri, iyileşme süresi ve beklenebilecek sonuçları net bir dille anlatılmalıdır. Hastanın “Ben bu işlemi yaptırırsam tüm hayatım değişecek” gibi gerçekdışı beklentileri varsa, cerrahın bunları düzeltici bilgilendirme yapması etik bir zorunluluktur.
Cerrahların, daha fazla para kazanmak için gerekli gereksiz her işlemi onaylaması veya hastayı teşvik etmesi, etik açıdan kabul edilemez. Bu durum özellikle estetik bağımlılığı olan hastalar için son derece sakıncalıdır ve bağımlılığı pekiştirici bir işlev görür.
Tıp sürekli gelişen bir alandır. Cerrahların, yeni teknikleri, cihazları ve uygulamaları öğrenmek, güncel bilimsel literatürü takip etmek sorumluluğu vardır. Hastaların güvenliği ve en iyi sonucun alınabilmesi için mesleki becerileri güncel tutmak temel bir etik gerekliliktir.
Estetik cerrahi işlemleri, bazen kişinin özel ve hassas bölgelerini kapsar veya psikolojik geçmişini içerir. Bu bilgilerin korunması, hastanın mahremiyetine saygı gösterilmesi zorunludur. Sosyal medyada hastanın rızası olmadan “öncesi-sonrası” fotoğraflarının paylaşılması gibi uygulamalar ciddi bir etik ihlaldir.
Bazı durumlarda, estetik ameliyat yerine medikal estetik uygulamalar veya egzersiz, beslenme düzeni değişikliği gibi çözümler daha uygun olabilir. Cerrahlar, bu alternatifleri açıklayarak hastanın bilinçli ve özgür bir seçim yapmasını sağlamalıdır.
Op. Dr. Erman Ak, 2014’te Ankara Hacettepe Tıp’tan mezun oldu, uzmanlığını İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde tamamladı. Tayvan’da ileri mikrocerrahi, İtalya’da ise ISAPS bursiyeri olarak yüz ve meme estetiği üzerine eğitim aldı. EBOPRAS’tan Avrupa Birliği Estetik Plastik Cerrahi yeterlilik sertifikasına sahip olan Dr. Ak, Başakşehir Çam ve Sakura Hastanesi Plastik Cerrahi Bölümü’nün kurulmasına eşlik etti. Şu an Nişantaşı’ndaki kliniğinde Türkiye’den ve çeşitli ülkelerden hastalarını kabul etmektedir.